Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün mesajı

Binlerce yıldır çok sayıda güçlü devletler kuran Türk milleti, medeniyetin gelişmesine her alanda önemli katkılar yapmıştır. Tarih boyunca Türk devletleri, Avrasya coğrafyasında Doğu-Batı ve Kuzey-Güney ekseninde siyasi, ticari, kültürel ve beşeri iletişim ve etkileşimin arttırılmasında büyük rol oynamıştır. Bu özellikleri ile Türkler, hem Asya’nın, hem Avrupa’nın; hem Doğu’nun, hem de Batı’nın siyaset, sanat ve düşünce hayatının şekillenmesine yardımcı olmuş ve özgün bir kültür ve medeniyet mirası oluşturmuştur.

Soğuk Savaş ortamında aralarındaki bağların ve etkileşimin gayri tabii olarak kesilmesine çalışılan Türk halkları, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bir kez daha biraraya gelmiş, ortak hissiyat ve beklentilerini tek millet, tek ses olarak daha güçlü şekilde dile getirmeye başlamıştır.

Bağımsızlıklarını kazandıkları 1990’lı yıllardan bugüne kadar geçen süre zarfında genç Türk Cumhuriyetleri yeniden yapılanma çalışmalarını tamamlamışlar; başlattıkları sosyal ve ekonomik kalkınma hamleleriyle uluslararası camiadaki saygın konumlarını geri kazanmışlardır.

Bu yeni dönemde kardeş Türk Cumhuriyetleri arasındaki ilişkiler karşılıklı saygı ve ortak yarar istikametinde gelişmiştir. Gücünü ortak dil, din, tarih, kültür ve değerlerden alan dost ve kardeş devletler arasındaki işbirliği, işte bu sağlam temel üzerinde yükselmektedir. Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’ni kuran irade yine bu anlayışın tezahürüdür.

Elbirliğiyle kurduğumuz Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi, öncelikle kardeş halklarımız arasındaki iletişim ve diyalog kanallarını güçlendirecek ve gönül birliğimizi olabilecek en üst seviyelere taşıyacaktır. Ortaya koyacağı yaratıcı fikir ve projelerle işbirliğimizin her alanda daha ileriye taşınması için de lokomotif rolü üstlenecektir.

Terör ve örgütlü suçla mücadele, sürdürülebilir kalkınma, enerji güvenliği ve iklim değişikliği gibi sınır aşan meseleler sınırlar ötesi işbirliğini zorunlu kılmaktadır. Günümüz dünyasında hepimizi etkileyen bu tür sorunlar karşısında bölgesel entegrasyon, işbirliği ve sahiplenme vizyonunun önemi artık yadsınamayacak boyutlara varmıştır. Bu bakımdan, Türk Cumhuriyetleri ile bölgesel işbirliğimizin Türk Konseyi aracılığıyla geliştirilmesi, Türkiye’nin en temel dış politika öncelikleri arasında yeralmaktadır.

Bu işbirliği mekanizması Avrasya coğrafyasındaki tehdit ve ihtilafların barışçıl yollardan halli için bize önemli fırsatlar sunmakta ve istikrar, barış, huzur ve refah ile sürdürülebilir kalkınma ikliminin tesisine yardımcı olmaktadır. Keza, doğal zenginliklerimiz ve zengin kültürel mirasımızdan en iyi şekilde istifade edilmesi için de önemli rol oynamaktadır.

Türk Konseyi Sekretaryası’nın İstanbul’da faaliyete geçmesi, kardeş Türk Devletleri arasındaki işbirliğinin kurumsal bir yapıya kavuşturulmasını sağlamıştır. Türk Konseyi hepimize aittir. Güçlü bir siyasi irade ile ortaya koyacağımız ortak çaba ve katkılarımızın Konsey’i kısa sürede örnek bir işbirliği mekanizması haline dönüştüreceğine inanıyorum.

Türk Konseyi, bizlere tarihimizde ilk defa gönüllü olarak çok geniş bir coğrafyada tek bir çatı altında biraraya gelme imkânını tanımaktadır. Geniş bir beşeri, ekonomik ve ticari potansiyeli haiz bulunan bu işbirliği mekanizmasının stratejik bir bakış açısıyla değerlendirilmesi uygun olacaktır. Harekete geçireceğimiz sinerji, kardeş ülkeler olarak gerek bölgesel gerek küresel düzeyde önemli bir ağırlık merkezi haline gelmemizi sağlayacaktır.

Türk Dünyasının sahip olduğu bu büyük birikimden istifade ederek halklarımızın refahını arttırma ve Avrasya coğrafyasındaki yeni işbirliği dinamiklerini harekete geçirme yolunda önemli fırsatlarla karşı karşıya olduğumuz bir aşamadayız. Dolayısıyla, tek bir milletin altı devletini teşkil eden Türk Cumhuriyetlerinin hepsinin bu işbirliği mekanizmasına dahil olmasına atfettiğim önemi bir kez daha vurgulamakta yarar görüyorum.

Bu anlayışla, Türk Konseyi’ne ve İstanbul’da faaliyetlerine başlayan Sekretaryası’na çalışmalarında üstün başarılar diliyorum.